| Narrator: Emine mutfakta yemek hazırlamakla meşguldu. Kızının sesini işitince kapıya koştu. |
| Emine was busy preparing food in the kitchen. Hearing her daughter’s voice, she ran to the door |
| Emine: Ver bakayım Elif. |
| Here, let me have it, Elif. (Lit., Give, let me see.) |
| Narrator: Kartı eline aldı. Arkasını çevirdi. Üç beş satır yazıyı heyecanla okumaya başladı. |
| She took the postcard in her hand. She turned it over. (Lit., turned its back) Eagerly she began to read the few lines of writing. (Lit., three five lines) |
| Elif: Babam ne yazıyor annecim (= anneciğim)? Ne zaman gelecekmiş? |
| What does my father write, Mommy? When does he say he’s coming? (Lit., will come) |
| Emine: Dur kızım. Bitireyim hele. |
| Hold on, dear. Just let me finish. |
| Emine: Elifimin Mehmedimin yanaklarından öperim diyor. |
| It says I kiss my Elif and my Mehmet on the cheeks. (Lit., from [their] cheeks) |
| Elif: Bana bebek getirecek mi? |
| Is he going to bring me a doll? |
| Narrator: O gün Emine kartı tekrar tekrar okudu. Fazla bir şey yazmamıştı Hakkı. Sağ salim buraya vardım diyordu. Münihe çok yakın bir kasabadaki fabrikada yarın sabah işe başlıyorum. Hepinizi hasretle kucaklarım. |
| That day Emine read the postcard again and again. Hakkı hadn’t written very much of anything. He said, I arrived here safely. I start work tomorrow morning in a factory in a small town very close to Munich. (Lit., I’m starting) I embrace you all, longing to be with you again. (Lit. with longing) |